28 Kasım 2009 Cumartesi

-dur, kaçma!

güneşin soğuk havayı etkisiz kıldığı bir sonbahar günüydü. dökülmüş yaprakların üstünde, açık havada hafif kirli bir masanın etrafında gayet güzel bi şekilde karşılıklı oturmuş muhabbet ediyorduk arkadaşlarla. başta kalabalık olan bu grup yavaş yavaş dağılmaya başladı. sonunda o masada sadece iki kişi kalmıştık. o ve ben. ha bir de güneşle ışıldayan kızıl saçları. güzelliği her zaman beni heycanlandıran bir unsurdu ama o ana kadar böyle bişey yapabileceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. masanın köşesindeki kitaba uzanmak için biraz yanına yaklaştım ve o konuşurken bir anda yapıştım dudaklarına. iki omzumdan tutarak itti beni.

-napıyosun sen! dedi.

aldırmadım. iki elimle başından tutarak bi daha yapıştım dudaklarına. daha uzun öptüm bu sefer. yine itti beni ve bi tokat patlattı suratıma. saçmalama ya napıyosun sen! dedi az öncekinden daha yüksek bir sesle. özür dilerim dedim. çok güzelsin, dayanamadım. ne olduğunu anlamadım, bir anda oluverdi dedim. şok olmuş bi şekilde bana bakıyordu. hiç bişey söyleyemedi. sustu. biraz korkmuş gibiydi. her öpüşümden sonra bi tokat daha atsa ve bu sonsuza kadar sürse bile devam edebilirdim. gözlerinin içine bakıyordum. hemen bir sigara yaktı. adını hiç bu kadar hissederek söylememiştim. tam olarak söyleyemedimde zaten. tam ona seslenecekken ismini ağzıma tıkarcasına, -git burdan! dedi. ayağa kalktım. yüzüne dokunmak için uzattığım elimi itti. -git! dedi. gittim. biraz ilerde park halinde duran arabasının yanına yaklaştım. beni görmüyordu, arkası dönüktü. cebimden anahtarlığımı çıkardım. en sivri olanı, apartmanın dış kapısının anahtarını seçtim ve arabasının sol ön kapısına bi tane kalp çizdim. içine isimlerimizin baş harflerini de çizecektim ki sürekli geç çalmasından şikayet ettiği alarmı bana göre erken çalmıştı. harfleri çizemeden onun arkasına dönüp ayağa kalkmak için hareketlendiğini gördüm. koşarak kaçtım. az önce bana git diyen bu güzelin, arkamdan bağırarak; -dur, kaçma! demesini bekliyordum. nefesim kesilene kadar koştum ama böyle bir ses duyamadım.

6 yorum:

Beyrut Yıldırım dedi ki...

hmmm neler oluyor?

LoveMeorLeaveMe dedi ki...

gerçek mi? :| arabanın ne suçu vardı ya ? tokadı bırak üstünden geçse yeridir şu an:D

Şirvan dedi ki...

Yaşanmış bir şeyse hıyarlık etmişsin diycem kusura bakmazsan. Artı çok mu film izliyon sen bu aralar bakim?

bossa nova dedi ki...

stick bu oğlan karaktere bu hareketi hiç yakıştıramadım. İnsan kapıya değil kaportaya kocaman kalp çizer aaa küçücük kapıda g.t kadar kalp hiç tasvip etmedim hiç..cık cık cık...

Luna dedi ki...

Etkileyici!

İşte bazen insan o kadar çok duymak istiyor ki o sözleri 'Dur, kaçma' ları, 'Seni Seviyorum'ları, 'Beni Bırakma'ları... Akıl sınırlarını zorlayacak şeyleri göze alabiliyor!
O ses, bu çark her döngüsünü tamamladığında dahi gelmeme ihtimaline sahipken, yürek aklı yenik düşürüp her seferinde,en azından deniyor!
-Sevdim bu hikayeyi, gerçekse de değilse de.

Aynur.

stickman dedi ki...

LoveMeorLeaveMe, intikamımı bi şekilde almam lazımdı, çızıktırdım işte arabasını. gerçek değil yauf hayal ürünü, insan sevdiğini arabasını çızar mı heç.

hiç bişey olmuyor be fatoşum, hiç bişey... oluyo mu ki yoksa? aa ya oluyosa! lan bak bi kurt düşürdün içime. sirseri!

yaşanmış bir şey olsa hangi kısma hıyarlık etmişsin derdin Şirvan onu merak ettim ben :D şu aralar da hayatımın en az film izlediğim dönemi valla. nerdeyse hiç izlemiyom.

kaportaya kocaman kalp çizmeye kalksam alarm çalar, kalbin bi köşesini bile çizemeden kaçmak zorunda kalırdım bossa nova, o halde de bi halta benzemezdi o çizik.

Aynur, teşekkürler. söylediklerin çok doğru ama kendimize hakim olmalıyız. bi yere kadar tamam. ondan sonrası başta kendine olmak üzere herkese zarar. kendi değerimizi bilmeliyiz, yapacağımız her ek çaba o değeri biraz daha düşürür. değerimizi düşürmemeliyiz. ama arada ufak çılgınlıklar yapmak bize yaşadığımızı ve gücümüzü farkettirebilir. duruma göre bunlara girişebiliriz ;)