28 Kasım 2010 Pazar

google'da haritası olan kasım üşengeci

lan şu google maps gerçek hayata uygulayınca ne biçimde işe yarıyormuş. yapan adama dua ettim yemin ederim. demek ki bu navigasyon cihazları filan ondan böyle peynir ekmek gibi satıyor. efenim ben google mapsi bu güne kadar canım sıkıldıkça girip, yok kendi evimi bulmaca, yok eski evimi bulmaca, yok teyzemgilin evi bulmaca, yok anneannemin evi bulmaca filan gibi, adeta bir oyun gibi kullanıyordum. yok amerikada sokakta gezmeler, steples center'ın oralarda gezmeler, arka bahçesinde pota olan ev aramalar, slovakya sokaklarına bakmalar, ingilterede dolaşmalar, istanbulu gezmeler vb. gibi şeyler de yapıyordum ama bugün ilk kez bilmediğim bi yeri bulup gitmek için kullandım çok iyi oldu çok da güzel iyi oldu tamam mı! eğer google maps olmasaydı teee çok alakasız yerlere gidecek ve büyük ihtimal bulamayacaktım. saol lan google. I love google tişörtü alcam lan.

hazır kasım ayındayken şu kasımda aşk başkadır filmini artık izleyim diyorum. hiç izlemedim. gerçi böyle felaket veya korku filmi filan izleyesim var şu aralar ama 2 gün kaldı kasımın bitmesine. bitmeden izleyim. sanki o film kasım ayı dışında herhangi bi ayda izlenemez gibi geliyo bana. uğursuzluk getirir gibi geliyo. eğer kasım bitmeden izleyemezsem işin yoksa bir yıl bekle. hiç bekleyemem valla hiç kusura bakmayın. hiiç hiiç.

şu hayatta kimse benim kadar üşengeç olamaz sanırım. geçen gün bilgisayarın başında oturuyorum. odanın ışığı yanıyor. canım da çok fena şekilde sıkılıyor. bari şu yeni indirdiğim oyunu oynayım dedim. ama ışığı söndürmem lazım tabi, etraf karanlık olsun ki daha bi keyif alayım oyundan. ben tabi ki kalkıp ışığı kapatmaya üşendim. o sırada da bizim odanın hemen yanındaki içinde çamaşır makinasının durduğu böyle oda gibi bi yer var, 1,5 metre kare filan biyer. oranın kapsının açıldığını duydum, herhalde annem çamaşırları filan alıyor diye düşündüm. hemen -anneee! diye seslendim. evet annemiş. annem bizim odanın kapısını açtı ve -efendim... dedi. -şu ışığı bi kapatırmısın... dedim. sonra 2-3 saniye bi sessizlik oldu. böyle zaman bükülür gibi oldu, sanki üstümüze bi ağırlık çöktü. algımız yavaşladı. hemen ardından ikimizde kısa süreli bir gülme krizine girdik. annem üşengeçliğimin ulaştığı bu boyut karşısında artık belki de siniri bozulduğu için gülüyordu. belki de -lan ben nasıl bu kadar üşengeç bi evlat dünyaya getirdim lanet olsun dostum... diye gülüyordu. ben ise üşünegeçliğin insana nasıl da saçma sapan istekler yaptırabileceğine şaşırmış bir şekilde gülüyordum. sonuç olarak gülmüşüz evet.

2 yorum:

Şirvan dedi ki...

Yok yok üşengeçlik konusunda kimse benim elime su dökemez. Ben ki su içmek için mutfağa gitmeye üşenirim. Biri mutfağa girse de ben de ona susadığımı söyleyeyim diye beklerim. Hatta bir ara bizim televizyonun kumandası bozulmuştu. Uzun bir çubuk almıştım yanıma ki kalkmadan kanalı değiştirebileyim. Sana da tavsiye ederim ışığı kapatmak için. İyi oluyor:)) Hatta evde baklava falan açmak için oklava varsa tam bu iş içindir diyebiliriz. En azından ben oklavayı sadece bu amaçla kullanıyorum:))

stickman dedi ki...

Hemen bir marangoza gidip beş metrelik bi oklava yaptırmam lazım o zaman Şirvan. bi de kim gidecek marangoza şimdi, hadi gittim diyelim. beş metrelik bi oklava yaptırsam bile bu sefer de tek uçtan tutarak onu kaldırmak zor olacağı için ben yine üşeneceğim :D