11 Kasım 2010 Perşembe

perdeler ve pastırma sıcakları

eylülde 24 yaşıma girdim ama hala evde annemin iki aya bir yıkadığı perdeleri söküp takıyorum. -daha geçen ramazan bayramından hemen önce yıkadık anne, şimdi neden yıkıyorsun? diye sormaktan çoktan vazgeçtim ben. sorgulamıyorum artık hayatı. ne yapalım, benim hayatım da böyleymiş. sağlık olsun. sağlık olsun diyorum ama sağlık da olmuyor maalesef. bi süredir basketbol oynarken dizlerim ağrıyor. özellikle sol dizimin üzerine ani yüklenme yapınca çok fena acıyor. basketbol oynamak için de yaşlandım galiba lanet olsun. diz güçlendirme idmanları yapıyım diyorum da kim uğraşcak ya. derde bak, sanki nba finali oynucam. kendimi bazen nba oyuncusu sanıyorum. ulan şöyle nba yıldızlarını çalıştıran özel bi kondisyoner tutmak lazım filan diyorum kendi kendime. puahaha. lan alt tarafı ara sıra tek potada 3-3 maç yapıyosun. onda da tam anlamıyla keyif veren maç 40 yılda bir anca denk gelir. neyse, belki yakında emekli olduğumu açıklarım, belli mi olur belki kısa bir aradan sonra tekrar sahalara dönerim. al işte bak yine yaptım. nba oyuncusu musun lan sen. otur evinde haftada iki gece maçını izle, yat zıbar. öyle deme be abi, napıyım işte ben de buradan tutunmaya çalışıyorum hayata. başka neyimiz var sanki bu kadar sevdiğimiz. (kendi kendime mi konuştum ben az önce) bi de bu perde olayını niye büyütüyorum onu anlamadım. eylülde 24 yaşına girenler annesinin iki aya bir yıkadığı perdeleri söküp takamaz diye bi kanun mu var sanki. hiiç. e bi sakıncası da yok. tabi ki yan apartmanda yaşayan gizem pilatesten gelirken beni görmediği sürece hiç bi sakıncası yok.
laf aramızda şu pastırma sıcaklarını da çok seviyorum. ismi ne kadar garip olursa olsun aslında güzel bişi pastırma sıcakları. tabi ki hava durumunu sunan ve 2 dakika içinde 783 kere "pastırma yazı" diyen spikerlere denk gelmediğiniz sürece. hani böyle yaz gibi değil tabi ama kış gibi de değil. tişört giysen mesela gölgede hafiften üşürsün ama hasta filan olmazsın. hem terlemezsin. güneş çok güzel gelir böyle yandan yandan. heryer sepyadır. hafiften romantiktir. güneş asfalttan çok güzel bi yansıma oluşturur. o yansıma hafiften gözünü alır ama rahatsız etmez, hoşuna gider. sokaklarda pek fazla çocuk yoktur. çoğu okuldadır. ara sıra annesinin yanında paytak paytak yürüyen, sokaktaki ilk yürüme deneyimlerinin tadını çıkarmaya çalışan çok minicik kızlar vardır. bazıları bana bakıp, olduğu yerde sabitlenip güler :) bazıları annesine doğru hızlıca kaçar :D hafif güneşe kendini vermiş mayışan pek çok kedi de görebilirsiniz. bi de basketbol oynamak için en mükemmel zamandır. daha iyisini bulamazsınız. bi sokak köşesinde, artık çemberi olmayan, tahtadan yapılmış ve elektrik direğine çakılmış küçük bi pota görürsünüz. küçüklüğünüzde bi ağacın dalını pota olarak kullandığınız, hatalı yürüme kararlarının hakemler tarafından çalınmadığı, karpuzlama atışlar yaptığınız günler gelir aklınıza. tebessümle karışık duygulanırsınız. ama iyidir ya. keşke bütün bi yıl böyle olsa. gerçi kötü yanı yok değil mi, var tabi. yalnızlığı en derinden hissettiren ve her adımında yüzüne vuran böyle bi hava daha yoktur herhalde. o güneşin en güzel halinin üstüne düştüğü bi ten yoktur. arada bi inceden gelen rüzgarın hafifçe ve bi anlığına uçuşturduğu saçlar yoktur. ve pek çok şey yoktur. tek gölge vardır. saat 16:00 - 16:30'a kadar güzeldir bu hava. sonra gider o güneş, aniden normal kışa döner hava. üşürsün. başka insanlar da üşümeye başlar ki sobalarını yakarlar. aniden bi karbonmonoksit salınımı başlar sokaklara. eğer gecikirsen kıyafetlerine siner yanan kömür kokusu ve yıkanmadan çıkmaz. tadında bırakmak lazım pastırma sıcağını. bi de ben lafa niye laf aramızda diye başladım ki. sanki çok gizli bişey söylüyorum. aman ha kimseler bilmesin. sakın ha kimseler duymasın. keşke buna pastırma sıcakları yerine sepya sıcakları dense. sakın kimseye söylemeyin. aramızda kalsın.

6 yorum:

'Berrin' dedi ki...

yahu kaç senedir okurum seni daha yeni mi 24 oldun..biz yaşlanalım siz hiç büyümeyin :))

ayda bir perde yıkayanlar da var şükret haline :)

yazı çok güzel olmuş, keyifle okudum.

Laura dedi ki...

tabi ki yan apartmanda yaşayan gizem pilatesten gelirken beni görmediği sürece hiç bi sakıncası yok.
koptum ya :D bence gizem sadece son model üstü açık arabası olan sevgilisini takar. sen perde asıyormuşsun-kendi yoruyormuşsun-ev erkeği portresi çiziyormuşsun. umursamaz kokoş.

I believe, i can fly dedi ki...

pastırma sıcakları denince niyeyse aklıma çemen yemişte ter kokmuş insanlar geliyor. iğreniyorum sonra.

stickman dedi ki...

Berrin teyze :p ııı şey Berrin abla diyecektim :p valla napıyım işte anca. yılların ilerleyişine göre uyum sağlamaya çalışıyorum işte. günde bir paket sigara içsek tamam dicem yıkansın, hatta ayda bir bile yıkansın ama sigara da içmiyorum ki. neyse napalım artık. teşekkür ettim.

Laura, kızım vicdansız mısın sen :D onlar nası laflar öyle. yüreğimi dağladın :D bu kadar da realizm takılma ya. allam yaleppim. gizem sadece son model üstü açık arabası olan sevgilisini takarmış. yeek yeeee! gizem öyle bi kız diil bikerem. hem benim de üstü açık bisikletim var. en birincisinden hemde. üstelik gizem ev irkeği istiyor, biliyom ben. ayrıca kokoş sağa benzer taaam mııı!!!

pengu, ona kalırsa ben de seni ne zaman görsem aklıma "pantul balığı" geliyo. huahau ahauahaa :p o dediğin eskiden bana da oluyodu. sonra kendi kenine geçti. bak burda
http://blogkaydi.blogspot.com/2010/02/pastrma-yaz.html

Laura dedi ki...

yapma stick gerçeklerle yüzleşmen ağır olsa bile o kokoş çünkü plates e gidiyor. ama haticeyle nuriye öyle mi? kendileriyle barışık taamm mıı?? :D

I believe, i can fly dedi ki...

hatırlatmasana olm yaa zaten utanıyorum hala :D ama şu pastırma yazı olayında yalnız olmadığımı görmek güzel oldu (: