5 Mayıs 2008 Pazartesi

gel, lütfen... hem de çabuk

başını yastığa koyunca ne düşünüyosun.. neler geçiyor aklından.. gözlerini kapatınca neler görüyosun.. yada hiç kapanıyo mu o gözler.. nasıl bakıyolar etrafa.. sıçrar mısın aniden, düşer misin sonra yattığın yere, tam da yattığın yerin üzerine.. içindeki boşluğa düşer misin.. dokunmak için uzanınca çarpıyo mu ellerin duvara.. sarılmak isteyince havayı sıkıyo mu kolların.. boşlukta kayboluyo mu bakışlar, hiçlikte yok oluyo mu.. damlalar, sağanak oluyo mu, sele kapılıyo mu yüzün.. süzülüyo mu dudaklarına ıslaklar, donuyo mu yanaklarında.. kuruyup çöl oluyo mu sonra, çatlıyo mu yürek gibi.. paramparça oluyomu ellerinde, minik avuçların arasında sımsıkı tuttuğun yürek.. ağrıyo kalp, çok acıyo, uyuşuyo beyin, bitmeyen mide bulantıları.. nası patlıcak bu kafes, nasıl akıcak içim dışıma.. bakıcak mı gözlerin bana, geceler yeticek mi bize, dayanabilcek mi dokunuşlara.. gerçekten, gerçek anlamda yarın olacak mı bi gün, gözüm aralanınca sarılmış olcak mısın bana yada uzanmış olcakmısın yanımda saçların kenara yayılmış şekilde, biraz kırmızılık içinde veya karanlığın dibinden doğan yaşam ışığı gibi. aydın olacak mı o gün ve yeticek mi bize.. bütün günler yeticek mi.. gün, başarabilcek mi günaydın kelimesini anlamlı kılmayı..en hayat dolu formda, parıldayan gözlerle haykırarak yada kulaklara fısıldamaya yavaşca, çatlak dudaklar arasından, dilimle ıslatarak biraz.. değicek mi bi gün böyle günaydın demeye.. gülen gözlerinin içine bakarak gülmeye.. beraber nefes almaya, gözgöze bakmaya, beraber ölmeye değicek mi bi gün... ve sen gelir misin bi gün.. gel, lütfen... hem de çabuk

Hiç yorum yok: