uykusuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uykusuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2008 Salı

İki resim arasındaki yedi fark BAHA - TANRIVERDİ

ruhsar'dan Baha - avrupa yakası'ndan Tavrıverdi
1-Baha reklam ajansında çaycı olduğu için yaratıcıdır.
Tanrıverdi dergide çalıştığından pek öyle bi huyu yoktur.
2-Tanrıverdi ek iş olarak müzisyenlik yapar.
Baha, şirketin batacak gibi olduğu bi ara selpak satmıştır.
3-Tanrıverdi çok pis dalar, şiddete eğilimlidir.
Baha sakin çocuktur, problemleri konuşarak çözer.
4-Baha, ajansın kobayıdır, akla gelen her reklam projesinde denek olarak kullanılır.
Tanrıverdinin moda çekimine veya röportaja gittiği görülmemiştir.
5-Tanrıverdi dergi editörüyle çıkar.
Baha yalnızdır, genelde tek başına ve sap arkadaşlarıyla takılır.
6-Tanrıverdi anadolu rockcıdır.
Baha arabesk dinler.
7-Tanrıverdi officeboydur. ofisin içinde kendine göre bi mekanı vardır, orada takılır.
Baha direkt çaycıdır. ofis içinde kendine ait bi alanı yoktur. genelde çayları dağıtmak için gelir ve gider. onun çay ocağı tam olarak nerededir bilinmez ama ofis dışında olduğu kesindir.

Uykusuz'dan Vedat Özdemiroğlu'nun böyle bi köşesi vardı. bi ara bırakmıştı, bende dedimki içimden; sayın Vedat Özdemiroğlu sen bıkratın bari ben devam edeyim. bu ve bunun gibi bikaç tane daha yazmıştım. kısmet bugüneymiş. ama bu olaydan bi süre sonra tramvayda birinin elinde uykusuz gördüm, Vedat Özdemiroğlu bu köşeyi yazmaya yeniden başlamış. sağlık olsun. ne çok Vedat Özdemiroğlu dedim ben öyle. buna bi son vermeliyim. son.

14 Aralık 2007 Cuma

Uykusuz KAÇIRILDI !...

Her ne kadar bu blog bir haber blogu olmasa bile, az önce elimize bomba bir haber ulaştı. Haftalık mizah dergisi UYKUSUZ'un kaçırıldığı, fidyecilerin çok ciddi olduğu ve isteklerinin yapılmaması durumunda silahlarını kullanabilecekleri belirtildi. Gönderilen fotoğraflar ve videolarda Uykusuz'un bıçakla korkutulduğu gözlerden kaçmıyor. :) Bu kaçırma eylemi henüz bir örgüt tarafından üstlenilmedi ama konuşmaları ve tavırlarından çok ciddi fidyeciler oldukları anlaşılıyor. Fidyecilerin isteği bir hayli garip ve şaşırtıcı; "ömür boyu UYKUSUZ aboneliği." Fidyecilerin yetkililere en fazla bir hafta süre verdikleri belirtiliyor. :p


18 Ekim 2007 Perşembe

Yolunda gitmeyen işler günü...

Dün okulun basketbol takımının maçı vardı. Okul takımı dediysek küçümsemeyin hemen, birinci lig takımı. Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi. Arada sırada kampüse gitmemin sebeplerinden biri bu takım, diğeri de ders kaydı filan işte. Maçımız TürkTelekomlaydı. Gittim kampüse, maç biletlerinin geçen sene ki gibi salon önünde satılacağını tahmin ediyodum. Ama değiştirmişler tıkır tıkır işleyen düzeni. İnternet üzerinden satacaklarmış :) sitenin adını verip reklamlarını yapmıcam. ne komik insanlar bu kararı alanlar. Ayrıca bilet fiyatınıda 5 lira yapmışlar. Geçen sene 3 liraydı. İki salakça hareket. Zaten az olan taraftar sayısını iyice bitirmeye çalışıyolar sanırım. Zaten TürkTelekomdan 23 sayı fark yedik. Verdiğim o 5 liraya nasıl içim yanıyor anlatamam. Neyse güzel oyunu karşısında TT'yi alkışlayarak uğurladık. Bu e-bilet olayı yeni olduğu için şimdilik kapı girişinde alıyolardı parayı. Besyo'dan iki iri kıyım öğrenci koymuşlar, onlar topluyodu. Ben, güzel ve kız olana verdim parayı :) Ama kız benden rahat bi 15 cm uzundu, 1,90 filan vardı. Böyle kendimden uzun kız görünce bi tuhaf hissediyorum. Para üstünü alıp girdim içeri, uzaklaştım.

Bu arada uzun süredir beklenen kampüs içi tramvay hattı bitmiş. Yine son durakta herkes incek sandım ama baktım kimse inmedi, tramvay devam ediyor. Yıllardır topuk dövdüğümüz koca kampüsün içinde tramvayla gitmek çok zevkliydi. Çok eğlendim, sevindirik oldum. Bugünkü kendimi teselli etme nedenim bu olsun dicem ama benim fakültem zaten yakındı + bu vatmanlar sapık herifler dar alanda hızlı gitmeyi çok seviyolar ve öğrencilerden nefret ediyolar. Boş yolda basmazlar, uyuz uyuz giderler. Şehir merkezinde, trafiğin sıkışık olduğu geçişlerde ve kampüs içinde michael schumacher kesilirler. Sadece dün 3 tane kaza tehlikesi gördüm. Çok kişi ezilir bu hatlarda. Herkes dikkatli olsun.

Maçtan çıkınca bu haftaki uykusuz'u almak için sevinçle bayiye girdim. Sabahtan beri bu anın hayalini kuruyordum. Telekom oyuncularından sonra bayiden bi darbe aldım. Hemde sol kroşe.
-yok yiğenim yarın gelecek...
saol abi.

Bu sol kroşe baya afallattı beni. Eve gidince avrupa yakasını izleyeceğimi düşündüm ve mutlu oldum, biraz kendime geldim. Hızlı hızlı gittim saat 8'den önce evde olmak için. Eve ulaştığımda 8'e 5 vardı. Hemen atv'yi açtım. Milli futbol maçı başlamak üzere. Bütün bunların bi tesadüf olduğuna inanmak gerçekten zorluyo beni. Neyse lan izleyim bari derken Yunanistan milli marşı çalmaya başladı. Bizim taraftarlarda anında ıslıklamaya ve yuhlamaya. Feci sinirlendim...ne bu şimdi, ne gerek var...Yunanistan milli marşı biter bitmez, bando İstiklâl Marşımızı çalmaya başladı. Ama yuhalamalar ve ıslık seslerinden taraftarlarımız kendi marşlarını zor duydu ve geç başladılar söylemeye. Bando başka çalıyo, taraftar başka söylüyo, futbolcular başka söylüyo. Senkron kaymıştı bi kere. O yuhlamalar ve ıslıklarla rakibe saygısızlık edenler, kendilerine yapmışlardı yapacaklarını. Büyük bir taraftar gücü vardı ama bunu kullanamadılar, işin içine ettiler. eee ne demişler, kontrolsüz güç, güç değildir. Böyle mi olmalıydı? çıt çıkarmadan onların marşının bitmesini bekleyip, hep bir ağızdan İstiklâl Marşımızı söylesek Yunan futbolcularının zaten dizleri titremeye başlardı. Sinirlendim değiştirdim kanalı. Fox'da köyden indim şehire vardı onu izledim. 1-0 yenilmişiz. Ama buna üzülmedim, bir milletin milli marşı çalınırken yuhlanması ve ıslıklanmasına üzüldüm. Mustafa Kemal Atatürk yerdeki Yunan bayrağını kaldırtmamışmıydı. Bu millet ne zaman sporu spor olarak görmeye başlıcak, ne zaman savaşa gider gibi futbol izlemeye gitmekten vazgeçicek... :(

13 Ekim 2007 Cumartesi

Bizim bi'arkadaş!... (1)

Uykusuz dergisinden, Barış UYGUR'un köşesinde BEN OLSAM!... BİZİM Bİ'ARKADAŞ!... ve SU ŞİŞESİ bölümleri var. Daha önce bende uzun yıllardır kafamı kurcalayan herkes benim gibi olsa diye bişeyler karalamıştım. Köşedeki bölümlere benzer gibi geldi bana, göndermeyi düşünüyorum. Bu hafta Barış Uygur; -bu tür yazılarınız varsa gönderin, köşenin yarısına bunları koyayım. Hem siz hava atmış olursunuz hemde ben daha az yazmış olurum... diye yazmış. Bir de, -dikkat ederseniz sizin elinize geçen fazla bişey... yok diye de eklemiş :)

Bende bişeyler yazdım, bunları da dergiye göndercem. Belki yayınlanır, bende sevinirim :)

Bizim bi arkadaş, kitapçıda çalışıyo. Müşteri gelip bi kitap istediğinde, eğer kendisi daha önce o kitabı okumadıysa; -maalesef o kitap yok bizde, hatta bütün Konya'da yok... diyomuş. Çünkü birisinin bi kitabı, kendisinden önce okumasına uyuz oluyomuş. Müşterinin numarasını alıp; -kitap geldiğinde ben size haber veririm...diyomuş. Sonra hemen kitabı okuyup, bitince müşteriyi arıyomuş. manyak işte.

Bizim bi arkadaş, kırk yılın başında bi bayram namazına gitmeye karar vermiş. Geç kalmış. Namaz başlamadan yetişmek için hızlı abdest almayı düşünmüş. Ağzına ve burnuna aynı anda üç defa su çekmeye çalışırken boğularak ölmüş.

Bizim bi arkadaş, küçükken hiç uçan balon almamış. Çünkü zayıf bi çocuk olduğundan, bileğine bağlanan balonun onu uçurup gitmesinden korkarmış.


Bizim bi arkadaş, kampüs son duraktan merkeze gitmek için binmiş tramvaya. Merkeze 45 dk da varıyo tramvay. Çok uyku bastırmış, yolu izlerken uyuyakalmış. Tramvay merkeze vardıktan sonra dairesel bir yoldan tekrar kampüse dönüyo. Uyuyarak kampüse kadar gelmiş. 1,5 saat. Son durakta herkes indikten sonra vatman bunu zorla uyandırmış. Merkeze gitmek için tekrar binmiş tramvaya. Yine uyuyakalmış, yine taaa kampüse kadar gelmiş. +1,5 saat. Yine başka bir vatman zorla uyandırmış. Sonra, inanması güç ama bu olay bi kez daha yaşanmış. +1,5 saat daha. Yine merkeze gitmek için binmiş tramvaya ve bu sefer uyumadan inmeyi başarmış. Sonuçta 45 dakikada gideceği yere, 5 saat 15 dakikada gidebilmiş.

devamı
Bizim bi'arkadaş!... (2)
Bizim bi'arkadaş!... (3)


Ben olsam...
Facebook'un sahibinin yerinde olsam, internet devleri o kadar para yığmışken önüme, anında satardım siteyi. Zira yakında, aslında pek bi halta yaramadığı anlaşılcak ve herkes sıkılcak.

Herkes benim gibi olsa?... (2)

Daha önce yazmıştım herkes benim gibi olsa ile ilgili bişiler, işte bu onun ikinci bölümü.
Burda da birinci bölümü var.

Herkes benim gibi olsa son 6 hafta'da başta UYKUSUZ olmak üzere bütün mizah dergileri köşeyi dönerdi. Uykusuz'un çıkmasıyla birlikte kendimi mizah dergilerine vurdum. İlk iki-üç hafta sadece uykusuz alıyordum. Sonra diğerleri nasılmış merak ettim onlardan da almaya başladım. Hatta uykusuzun ilk sayısını almayı unutmuştum. İkinci sayıyla başladım okumaya. Bayi bayi ilk sayıyı aradım, ve zalim bir bayiye boyun eğdim ilk sayıyı alabilmek için, burda ayrıntıları var.

Herkes benim gibi olsa küresel ısınma viraja giren F1 pilotu gibi hız keser. Çünkü ben neredeyse heryere yürüyerek veya bisikletle giderim. Benzin yakıp atmosfere zararlı gazlar salan araçları pek kullanmam. Arada bir tramvaya binerim. Ayrıca suyu ve elektriği aşırı derecede tutumlu kullanmamdan ötürü büyük bir tasarruf sağlanmış olur.

17 Eylül 2007 Pazartesi

Artistlik yapan dergici

Uykusuz'un ilk sayısını almayı unuttuğum için karşıma çıkan her bayiye soruyordum. Ama maalesef yok, ya daha ilk günü bitti diyolar, yada ikinci hafta sayısı geldiği için kalanları iade ettik diyolar. Geçen gün heyecanla gittiğim bir bayiye umut dolu gözlerle ve acıklı bir ses tonuyla sordum;

-abi uykusuzun ilk sayısı kaldı mı?
adam gözlerini hafif kısarak ve başını birazcık havaya kaldırarak biraz düşündü.
-Sanırım son bir tane kalmıştı.
-aaa hadi ya abi valla mı abii abiiii
-dedim bunu iade etmiyim, çocuklardan bi tanesi gelir kesin ister diye düşündüm.
-ya valla ne diyeceğimi bilemiyorum, süpersin hocam
-hasaan oğlum, şurda uykusuzun ilk sayısı olcaktı getir bakıyım, ikinci sayıyı aldın mı?
-aldım
-nerden aldın?
-kule site'den di en ar'dan aldım
kızgın bir ses tonuyla ve hafif bağırarak...
-niye burdan almıyon, hee... bundan sonra burdan tağam mı? bu işin uzmanı biziz olum bizden al.(hasan dergiyi getirmiştir, adama uzatır) al bakayım...
(içimden bir ses; ne artislik yapıyon da)
-teşekkürler, valla bundan sonra hep burdan alcam...
-tabi olum işin uzmanıyız dedim sana...
-iyi günler
-hehe...hadi bakalım...

ne diyim yani, adamın iyi bir kozu vardı ve kullandı. Ya söylediğim gibi bundan sonra her sayıyı ordan alcam, yada hiçbir sayıyı ordan almıcam. Eğer bulamadığım veya unuttuğum bir sayı için gidersem, beni dövebilecek potansiyel var bu adamda.